Konuşuyor. Hep konuşuyor. Hiç durmadan konuşuyor. Hep konuşuyor. Konuşuyor. Sürekli konuşuyor. Hep konuşuyor. Sadece konuşuyor. Hiç durmadan konuşuyor.
Acaba gözlerimi kapatsam konuşmayı bırakır mı? Hayır, nafile. Durmadan konuşuyor. “Sen yaptın!” Hep konuşuyor. “Her şeyi sen yaptın!” Hiç durmadan konuşuyor. “Hepsi senin suçun!” Sürekli konuşuyor. “Keşke giden sen olsaydın!” Hiç susmuyor.
Sustu! İşte, özlediğim sessizlik! Ahah!
Gözlerimi açınca devam edecek mi acaba konuşmaya? On... Bir daha hiç konuşmasın istiyorum. Dokuz... Korkuyorum. Sekiz... Çok sessiz. Yedi... O da konuşmaktan mı yoruldu? Altı... Mümkün değil. Beş... O sesi bir daha duymaya dayanamam. Dört... Keşke bir daha hiç konuşmasa. Üç... Söylediklerine dayanamıyorum artık. İki... Hele o sesinin tonuna hiç! Bir... Sakın konuşma! Sıfır...
Ben yatıyor muydum? Yıldızlar... yıldızlar ne kadar da net! İyi de nasıl görüyorum ki yıldızları, evin salonundaydık az önce? Bu elimin altındaki de ne? Kar bu! Aman Tanrım, kar yağıyor! Ahaha, bembeyaz olmuş her yer! Evet, işte özlediğim ses! Karın yere dokunurken çıkardığı sesin güzelliğine bakın... İncecik, sakin, sessiz... İnsanın kulağına gelen tek şey huzur. Huzuru duyuyorum, ellerimin içinde, ağzımda, dilimde, yanaklarımda... Ah, bu coşku!
Kimse yok. Nerede bu insanlar? Ben neredeyim ki?
Etrafta hiçbir şey yok. Bir iki beyaz tepecik. Onların da ne olduğunu anlamıyorum. İleride bir karaltı mı var? Ahaha! Belime kadar kar var, yürümek ne kadar da zor! Bu karaltı çok büyük. Ah, bu da ne? Elimin arasından balık mı geçti? İşte orada! Evet, evet, balık bu! Bembeyaz karların üzerinde kıpkırmızı bir balık! Nasıl nefes alıyor? Nereye gidiyor? Dur, bekle beni! Hey, sen! Senin suya girmen gerek hemen! Gel buraya diyorum! İşte, yakaladım seni! Sen... sen nefes alamıyorsun! Ne yapacağız, nereye götüreceğim seni? Nereden geldin buraya? Karaltı! Tabii ya, deniz bu! Merak etme, yetiştireceğim seni denize. Dur, bırakma kendini, çok yaklaştık. Lütfen vazgeçme, yaşamından sakın vazgeçme...
Oh, yüzebiliyorsun hala... çok korkuttun beni. Ne? Ben de mi geleyim seninle? Ama kar yağıyor nasıl geleyim, donarım bu soğukta denizde. İyi de, hava sıcak! Bu nasıl olur? Dur, bekle beni, geliyorum!
Nerede bu balık? Hadi ama denizin ortasında kaybolmaktan hiç hoşlanmıyorum. Heh, işte oradasın! Demek bekliyordun beni, ne kadar iyisin! Nereye gidiyoruz? Tamam, sustum. Ama yavaş git biraz, ben senin kadar yetenekli değilim deniz altında yüzmek konusunda. Hoş, nefesimin de yetmemesi gerek ama hiç zorlanmıyorum şu an. Hey, o da ne? Sarı bir kurdele mi o? Bu kurdele nereye gidiyor? Bulutlara mı? Balık, sen benimle dalga mı geçiyorsun? Denizin içinden bulutlara nasıl gidilir ki? Yeterince hızlı gidersem gidebilirim demek! Pekala, gidiyorum. Bulutları göremezsem, seni görmeye geleceğim geri.
Yeterince hızlı gidersem gidebilirmişim bulutlara... Bir balığın sözüne nasıl güvenebildim! Yeterince hız ne ki? Bu yeterli değil mi? Ne zamandır son gücümle koşuyorum bu kurdele üzerinde, ne değişti? Suyun içindeyim işte hala. Yalnız, suyun rengi yok derlerdi, neden beyazlamaya başladı bu? Yoğunluğu da azaldı sanki... İleriyi de göremiyorum artık... Ahah, bulut bu! İnanmıyorum, balık haklıymış! Bulutların içindeyim resmen! Ama bu yumuşacık! Çocukken izlemeye doyamadığım bulutların şekillerini artık kendim verebilirim! Hahaha! Acaba buradan aşağısı nasıl görünüyor? Bulutlar, siz şöyle biraz kenara çekilin, bakayım. Hah evet, şöyle biraz aralanın. İyice çekilin yahu, aşağıya bakacağım. Tamam, şimdi oldu. O da ne! Bu... bu gökkuşağı! Ama nasıl olur? Hani gökkuşağını yakalamak imkansızdı? İşte, şimdi tam altımda duruyor. Elimi uzatsam kırmızıya değeceğim sanki... Ah, gökkuşağının içinden geçmek ne kadar da güzel olurdu! Neden geçmiyorum ki? Bu fırsatı bir daha nerede bulacağım? Tamam, atlıyorum. Hadi, yapabilirsin! Hadi, biraz cesaret! Bir, iki, üç, dört...
kırmızı... turuncu... sarı... yeşil... turkuaz... mavi... mor...
Köşe başındaki kemancıya takılmıştı gözü. Uzaktan kadının çığlığı duyuldu. Yine o ses... Ağzında kırmızı bir sıcaklık... Kemancı birden kemanına yöneldi. Çok tanıdık geliyordu ona kemancının çaldığı. Karlardan geliyordu; yıldızlardan, denizden, bulutlardan, gökkuşağından geliyordu bu melodi. Kimse yoktu sokakta. Kadının çığlığı duyuldu uzaktan. Kemancının çaldığı çok tanıdık geliyordu ona. Huzur, iyi ve güzel... Ah, bu coşku! Bu... bu, ölüm coşkusu...
i try to implement a Drag and Drop in my app, I drag the view from my
Activity, and i want drop it in new Fragment created in the moment when
drag start, b...





0 yorum:
Yorum Gönder