Filme olan ilgi daha ilk karede Otto'nun çocukluğunu görerek başlıyor. Öylesine güzel bir çocuk ki bu çocuk, öylesine güzel rol yapıyor ki bu çocuk gözünü kırpmak imkansız. Sonra karşımıza Ana çıkıyor. İç konuşmaları ve kocaman gözleri aynı şekilde etkiliyor insanı. Sonra bu çocuklar büyüyor; haliyle ilk izlenim film bitene kadar akıllarda kalıyor. Bu çocukların özlerindeki gizem, ilişkilerindeki tutku bütün filmi sarıyor.
Filmi zatımca ilginç kılan başka bir durum da kutup çizgisi konusu.. Finlandiya'ya gidip güneşin hiç batmadığı ve güneşin hiç doğmadığı zamanları izlemeyi uzun zamandır kafaya takmış bir insan olarak bunun gösterildiği bir filmi izleyince tabii ki de kendimden geçtim. Filmin dönüm noktalarının güneşin batmaması durumuna bağlanması iç çektiriyor insana. Olaylar soğuk memlektlerde, soğuk zamanlarda geçiyor olmasından dolayı sıcak renk kullanımı çok az. Sıcak renk kullanılmamasına rağmen bütün kareler romantizmle, tutkuyla dolup taşıyor. Filmin müzikleri de ayrı bir vuruyor zaten. Alberto Iglesias aynı görüntüler gibi soğuk ama yoğun duygu yüklü müzikleriyle filmin anlatımına yardımcı oluyor.

(bu yazı için doğru müziği bir türlü bulamıyordum. filmin benim üzerimdeki etkisini hissettirecek şarkıyı bulamıyordum sanırım bilmiyorum.. neyse ki benim yerime bir bulan var..)
mp3 devics - just one breath




1 yorum:
valiente!
Yorum Gönder